Türkçe’nin bugüne kalan ilk sözlüğünü hazırlayan bir güzel insana buradan selam ediyorum.

Önümüzdeki yılın başında yeniden TL’ye geçeceğiz ya, Matematikçi Cahit Arf Hoca gibi kimi sevdiğimiz kişilerin resimlerinin yeni banknotların arka yüzüne basılacağı duyuruldu. Bunu vasiyet edip etmediklerinden de bihaberiz ama üstteki gibi gülen bir resmini basmayacaklarından haberdar olduk.

Neyse, biz başlığımızdan çok uzak durmayalım. Cahit Arf Hocamızı saygıyla bir kez daha anarken, aşağıdaki anlatıyı alıntılayalım.

12 Eylül’den öncedir. Ortalık karışıktır. ODTÜ’den o sıralarda Ordinaryus Profesör Cahit Arf ve birkaç genç bilim insanı daha Genelkurmay tarafından görüşmeye çağrılır. Bir odada paşalar ve Cahit Arf konuyla ilgili görüşeceklerdir. Paşa der ki, “Bizim de Harp Akademilerimiz var oralarda da üniversite seviyesinde eğitim veriliyor ama oralarda hiçbir karışıklık olmuyor. Nedir bu üniversitelerin hali?”.

Bunun üzerine Cahit Arf konuyu özetleyen ve neredeyse bilimin ve özgür düşüncenin tarifini yapan şu sözleri sarf eder: “Bu çocuklar hiçbir zaman kendilerine öğretilenleri sorgusuz sualsiz ezberlemezler ve doğruluğuna kayıtsız şartsız inanmazlar çünkü biz bile öğrettiğimiz şeylerin doğruluğundan şüphe etmekteyiz”.

Google Chrome aniden karşımıza çıktı. Hakkında çok fazla yazılıp çizileceği belli. İnterneti tümüyle değiştirecek, hatta bilgisayar dediğimiz şeyi değiştirebilecek bir potansiyele sahip gibi duruyor çünkü. Üstelik yine açık kaynaklı.

Şimdi kullananlar bilirler, Google Belgeler diye bir hizmet çıktı çıkalı, aynı tabloyu (hani excell’de yaptığınız şey) ya da aynı sunumu (bu da powerpoint) ya da aynı metin belgesini (word beyav), aynı anda birden fazla kullanıcı işleyebilmekte, üzerinde değişiklik yapabilmekteydi. Teee Ankara’dan, Lyon’daki geliştiriciyle beraber iş yapmak böylece mümkün oldu.Neyse, çok geyiğe girmeyeceğim. Google Chrome’da adamlar Javascript’i işlemciye derlenmiş olarak gönderiyormuş. Bunu da Danimarkalı V8 adlı bir şirketin geliştirdiği V8 Javascript Engine ile başarmışlar.

Yani diyor ki,

“Bugüne dek bu denli çıldırmaya elverişli olmayan tarayıcılar yardımıyla, aynı anda aynı tabloyu size düzenletebilmişsek, bu yeni alet sayesinde aynı anda birden fazla mühendise ve mimara web için geliştirilmiş bir CAD platformu üzerinde halay çektirebiliriz.”

Sanırsam elimize bir fare alıp Chrome Ölüleri Say diyerek Robert Ervin Howard abimize selam edebiliriz. Şu anda indiriyorum beta sürümünü.

Dün Sakartvelo‘da 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle insan zinciri eylemi ve miting vardı.

İsrail, ABD, NATO Bayraklarının sallandığı bir milliyetçi barış mitingi gördüm ya, kafam pırıl pırıl oldu.

Prezervatifin içine su doldurup üstüne Rusya yazmış bir yaşlı amca vardı mitingde. Herkes onunla fotoğraf çektiriyordu nedense.

Bense aşağıdaki arkadaşı fotoğraflamayı tercih ettim. Mitingde insanlığa dair tek umut besleten görüntü belki de buydu.

Yazık olacak bu ülkenin güzel insanlarına. Tarihleri boyunca olan olacak belki ama bu beni üzüyor.

“Sakartvelos Gaumarjos!” diyor kadehleri kaldırırken insanlar. “Sakartvelos Gaumarjos!” diye karşılık veriyorum.

Gürcistan Telekom Rus Sitelerine Erişimi Engelledi

Perşembe gecesinden beri Tiflis’teyim. Bir sürü macera yaşadım. Ama ilk anlatmak istediğim şey, Gürcistan’dan Rus sitelerine erişimin olmaması.

Gürcistan Telekom’un açık savaş halinde, hem de özür dileyerek yaptığı bu iş de bir tür sansür. Ama memleketimdeki sansürle karşılaştırıldığı zaman çok ama çok masum duruyor.

Herkes için Özgürlük ve Barış diliyorum.

Not:

Proxy kullanarak bi sürü Rus sitesine girdim ama Rusça düzeyim yetersiz maalesef.

“Öğrencilik hayatımdan üzerimde etkisini bırakan bir olay hatırlıyorum. Benim bölümümde yaşlıca bir profesör vardı. Yıllarca belli bir teorinin tutkulu bir destekçisi olmuştu.

Ve bir gün, Amerikalı bir araştırmacı ziyaretçi olarak geldi ve bizim ihtiyarin teorisini tamamen çürüttü.

İhtiyar öne geldi, adamın elini sıktı ve dedi ki:

“Sevgili arkadaşım, size tesekkür borçluyum. 15 senedir yanılmaktaymışım.”

Ve hepimiz çılgınca alkışladık. Bu, o konuya çok emek vermiş hatta hayatını vermiş bir bilim insanının, gösterebileceği en ideal bilimsel tutumdu. Yanlışının ortaya çıkmasından ve bilimsel gerçeğin ilerleme kaydetmesinden büyük mutluluk duyuyordu.”

Richard Dawkins‘in “Root Of All Evil?” adlı belgeselinden coşku verici bir bölüm.

Aşağıdaki yazıyı freelance tasarım işinde iş akış sürecinin nasıl olduğunu soran bir arkadaşa cevaben yazdım. Ekşi Duyuru‘da cereyan eden bu olayı aynen kopyalıyorum.

şimdi istersen frilens, istersen bi şirketin içinde bi taytılın olsun.

şu yolu izlersen hiç aksilik çıkmaz:

1- Müşteri ile ilk uzun görüşmende ne istediğini öğren. Karşındaki dünyanın en uçuk işini en ucuza kapatmaya çalışanlardan değilse, kendisine bir teklif hazırlayacağını söyle. Teklifi göndereceğin tarihi de belirt. Aynı gün içerisinde teklif hazırlayabiliyorsan ya başka müşterin yoktur, ya da herkese aynı şeyi satan bir şarlatansındır. Ama bunu müşterin bilmese ticari açıdan senin için daha iyi olur. O yüzden teklifin tarihi ile bu ilk görüşme tarihi arasında birkaç gün olmasında yarar var. Ancak teklif hazırlamadan fiyatın f’sinden bahsetme. Bu bir kurnazlık değil sonuçta. İşi planlaman önemlidir. Ve işin fiyatı gerçekte teklifi hazırlarken ortaya çıkar. Emek/Zaman/Donanım (Ya da imalat malzemesi) gibi tüm maliyet parametrelerini göz önünde tutmak şart bu sırada. Bunları da bilmeden cart diye fiyat verebilmek sonra fena can acıtabilir.

2- Yapılacakların tümünü ayrıntıları ile anlatan bir teklif hazırla. Aşamaların her birisi içinde olsun teklifin. Eksik bir şey kalmamasına maksimum dikkat et. Teklifinin kurumsal bir tasarıma sahip olmasına dikkat et ama bil ki, en iyi teklif bence RTF formatına sığdırılabilecek olandır. PDF olarak teklif göndermek kurumsal bi şeymiş gibi gözükse de açık kaynakla ilgili bi şeyleri savunuyorsan pek etik olmaz. Varsın tüm ayrıntıları başka bir rakibine daha sorsun, senin en iyisini yapacağına ikna ettiysen bunu önemsemezsin zaten.

3- Teklifini e-mail ile gönderir göndermez telefon açarak yaptığını haber ver. Sonra da çok konuşmadan kapat.

4- Teklifi ilettikten sonraki 2 gün içerisinde müşterin sana dönmezse sen onu ara tekrar. Hala bakmamış olabilir. Baktıysa ve üzerinde düşünüyorsa gene çok konuşmadan kapat. Sonra 2 gün içerisinde bir kez daha ara. Hala üzerinde düşünüyorsa, birlikte düşünmeyi teklif et. Böylece son pürüzleri aşabilirsin. Belki pazarlık yapmak istiyordur. Belki ek bileşenlere ihtiyacı vardır. Bu sırada, evet ya da hayır yanıtını alana dek aramayı sürdür. Araştırmalar satış sürecinde insanların 3. kezden sonra müşteriyi aramadığını ama birçok satışın 4. aramada gerçekleştiğini gösteriyor.

5- Eğer evet yanıtını aldıysan, oturup bir sözleşme hazırla. Bu iş için de avukat bi kankandan destek almaya bak. Yahut, 3 kuruş paraya kıyıp şahane bi sözleşme formatı hazırlat bir hukukçuya. Teklifini bu formata uydur sonra da. Bu senin ve de müşterinin haklarını korumak açısından önemli. Fatura kesmiyor olsan bile sözleşme şart. Bu devirde sözleşmesiz çalışan denyodur ve ben bu denyoluktan vazgeçene dek imanım gevredi. Sözleşmeyi bi şekilde güzel bir tasarımla süsle ve müşterine DOC ya da RTF formatında gönder. Burada PDF hıyarlıktır. Çünkü üzerinde revizyon gerekir çoğu zaman sözleşmelerin.

6- İşi sözleşmede yazan tarihte teslim edersen, ödemelerini de sözleşmede yazan tarihlerde alırsın aslanlar gibi. Başka pürüz çıkarsa onunla da artık mahkemeler ilgilensin. Avukatlar uygun komisyonlara şahane tazminatlar kopartıyor günümüzde. Aklında olsun:)

Ben bu şekilde çalışmaya başladığımdan beri biraz daha rahat yaşıyorum.

Bir de, müşterinin durumuna bi bakmakta da yarar var. Web işi yapanlar için şu listeyi çıkartmış Sayın Mehmet Doğan. (Buradan selam ediyorum kendisine.) Başka sektörlere de uyarlanabilir bu çürük müşteri yazısı.

Türkiye’de internetin en popüler adreslerinden biri olan ve tamamen yazılı bir içerikle dolu Ekşi Sözlük’ün yazarları bir hikâye kitabıyla sanal alemden kütüphanelere sıçradı.

Standart bir profili olmayan ve hayat tarzları, algıları, kişisel tarihleri, fikirleri, zikirleri başka başka binlerce yazarın yer aldığı ve adetâ hafızalarını paylaştıkları Ekşi Sözlük daha önce de “entry”lerden oluşan bir seçkiyle kitaplaşmıştı. Sel Yayıncılık’tan çıkan ve “Ekşi Sözlük markası” taşıyan bu ilk kitabın ardından 2005 yılında “Ekşi” adıyla kısa süreli bir mizah ve popüler kültür dergisi çıkmıştı. Uzun soluklu olmasa da bu dergi deneyimi Ekşi Sözlük yazarları ve okurları içinde yankı bulmuştu.

Şimdi ise aynı zamanda sözlük yazarlarından olan gazeteci/edebiyatçı Kadir Aydemir’in ana fikriyle yola çıkan sözlük yazarları ortak bir hikâye kitabı yayımladı: Ekşi Öyküler.

Kitap, Türkçe’nin iyice SMS diline döndüğü, tuhaf kısaltmaların, bozuk veya yabancı kelimelerin tahakküm ettiği internet alemine yine içeriden bir tashih olarak dikkat çekiyor. Ekşi Sözlük yazarları, bu kitapta yer alan ve gerçek isimleriyle değil rumuzlarıyla yazdıkarı hikâyeleriyle gerçek edebiyatın kimi zaman kıyısında kimi zaman içinde dolaştıklarını gösterdiler. Temiz bir Türkçeyle yazılmış ilginç deneysel hikâyeler, farklı kurgular, gayet edebî dil oyunları kitabın dikkat çeken özelliklerinden.

Ekşi Öyküler, aynı zamanda bir çok yazarın ortak çalışması olarak bir ilk olma özelliğini de taşıyor. Kitapta 62 yazarın aşkla, ölümle, ayrılıkla, düşlerle, şiirlerle, yalnızlıkla dolu kısa hikâyeleri var ve yazarlar edebiyatta adetâ “biz de varız” diyor.

Kitabın editörü Kadir Aydemir ise verdiği röportajlarda ve sözlük ortamında yaptığı açıklamalarda, kitabın devamının geleceğini, bu kitap sayesinde birçok gizli edebiyatçının ortaya çıktığını belirtiyor.

Ekşi Öyküler
Yitik Ülke Yayınları – Yay. Haz: Kadir Aydemir
Fiyatı: 20 YTL

İvme’ye güncelleme

 

Mühendislik Mimarlık ve Planlamada +İvme Dergisi‘nin web sitesini güncelledik.

Allah sonumuzu hayır etsin.

anlatmak istediğim çok şey var. birkaçını sanırım buradan anlatacağım.

kulak verin: